Farkındalık ve Gözlemci Olmak


Neden her iyi gelişme, yanında bir krizle beraber geliyor? Uzun süre iş arayıp, sonunda bulduğunuz işin evimize çok uzak olması, sonunda o doğru kişiyi bulduğumuzda arkasından gelen panik ve kafa karışıklığı, tam kredi kartı borçları bitmişken çıkan yeni masraf. Sanki bir terazi var ve iyi şeyler ağır bastığı anda terazinin diğer tarafı da onu dengelemek için harekete geçiyor. Zihnimiz her zaman büyük şeyleri fark eder. Büyük krizlerde zorlanır ve çözüm arayışına gireriz. Büyük mutluluklar için büyük sevinçler yaşarız. Talihin iyi ve kötü yönleri küçük ölçekli gündelik yaşamda da gerçekleşir. Ama zihin otomatik pilottayken bunları bir tehdit ya da minnet duyulacak, yani bir duyguya bağlayacak gerekçeler olarak almaz.
Farkındalığımızın kapalı olduğu bu durumda gözlemci değilizdir. Fakat bu küçük mikro olaylar gelen iyi ya da kötü dalganın habercisidir. Bir kahinin sırrı mikro haberleri okuyarak gelen felaketi ya da bereketi görebilmesidir. İnsanları, duyguları, rüzgarın esişini, güneşin parlaklığını inceler. Biz de kendi yaşamımızda bir kehanet arıyorsak, gündelik yaşamın içindeki görmezden geldiğimiz küçük şeylere odaklanmalıyız.
Elbette bu gözlem her kötü şeyde korkuya, her küçük güzel gelişmede de coşkuya sebep olmamalı. Korkmak ve yaşamı coşkuyla karşılamak çok büyük araçlardır. Fakat gözlemci olmanın doğasında mesajı net okuyabilmek için duygulara da mesafeli bakılmalıdır. Bu teraziyi bilinçli bir şekilde ortasından incelemenin yoludur. Ancak buraya bilinçli olarak varabilirsek, iyi ve kötü arasında gözlemci seçimi yapabiliriz. Elbette her canlı hayatta kalmak ve bu hayatı güzelleştirmek için iyi tarafa çekilecektir.
Peki o zaman neden hep kötüyü gözlemliyoruz? Cevabı çok basit, güvensizlik.
Hayat bir akıştır. Fakat zihin her zaman bu akışta ilk olarak güvenliği sorgular. Bilinmeyen, karanlıkta kalan bir elektrik devresine eklenen dirençler gibi sürekli ana akışı böler. Bu kusursuz bir uçuştan, zorlu bir dağ tırmanışına dönüşür. Elbette gelişim için ilk tecrübelerde bu gereklidir. Çünkü zorluklar çözüldüğü takdirde dirençler azalır ve korku yerini bilinçli bir deneyime bırakır. İlk adım en zorudur fakat güvensizlik tamamen geçene kadar her adım, ilk adım gibidir.
Bu bir süreçtir ve her fazında gözlemci zihin yeni tecrübeye şüpheyle bakar. Direnç var olabilmek için beslenmelidir ve yaşam enerjisi bu dirence akar. Direnç güçlendikçe ve kontrolü ele geçirdikçe gözlemlenen gerçeklik artık değişir.
Beden ve zihin bir arada dualiteye açıktır. Hangisinin daha sıcak, hangisinin daha tatlı, hangisinin daha hafif olduğunu anlayan zihin doğası, sürekli bir karşılaştırma halindedir. Ortada hiçbir seçenek yokken ego uykudadır. Farklı seçenekler girmeye başladığı zaman analize başlar. Bilgiyle dolu bir zihin daha çok analiz eder. Bu Zen zihninden uzaktır. Bilince dönüşmeyen her bilgi, doğası gereği söz hakkına sahip bir konsey bireyi gibi kafamızın içinde açık bir tartışma halindedir. Bu konsey önceden öğrenilmiş her şeyin barındığı bir arşivdir ve her bilginin söyleyeceği bir şey vardır.
Erdem bu bilgilere hiç sahip olmamak değildir. Erdem, bu bilgileri unutabilmek ya da görmezden gelmek ve yok saymak da değildir. Bütün bu bilgilere sahip olup, zihindeki bu koruyucu-garantici mekanizmanın doğasını anlamak ve ona içeriden değil, yukarıdan bakabilmektir.
Burada çok tehlikeli bir yol vardır. Bunu yapamamak kişiyi hayal kırıklığına uğratır. Bunun zor gelmesi kişiyi bu nitelikten uzak tutar. Durumun doğası basittir ama karmaşayı ilke edinmiş bir benlik üzerinden bu basitliğe uyumlanmak zaman ister. Kısa süreli bir kazanç değil, uzun vadeli bir dönüşüm yolu hedeflenirse ve her şey bir tecrübe - keyif alma döngüsünden gözlemlenirse bu gerçekten bir yol olur.
