Her şeyin Zen'i


Çayını koy. Derin bir nefes al.
Bu yazı karmaşayı çözmek için değil, karmaşayı anlamanın da aslında gereksiz olduğunu hatırlatmak için burada.
Birçoğumuz iç huzuru ararken, büyük dönüşümler peşinde koşarken kayboluruz.
Zihin karmaşıklaştıkça, hayat sadeleşmez; tersine, daha da gürültülü hale gelir.
Oysa Zen dediğimiz şey, karmaşayı çözmek değil… karmaşaya dokunmadan, onun içindeki sadeliği fark etmektir.
Benim için Zen; çaydanlığın fokurtusu, bir mumun titrek alevi, birinin gözlerindeki sessizliktir.
Ve işte tam o anda, yaşamın “spiritüel” denen kısmı aslında sıradanın içine sızar.
Büyük dönüşümler, hep bu kadar basit başlar.
Zihin karmaşıklığı sever.
Plan yapmayı, hedef koymayı, dönüşüm için ritüeller oluşturmayı…
Ama bazen, bir adım geri çekilip sormak gerekir:
“Ben gerçekten dönüşmek mi istiyorum, yoksa sadece meşgul olmayı mı seviyorum?”
Kendimizle yaptığımız içsel yolculukların çoğu, farkında olmadan yine zihnin oyunu haline gelir.
Ritüeller, dualar, taşlar, tütsüler… bunların hiçbiri kötü değildir.
Ama eğer bir noktada “şimdi huzur bulmalıyım” dediğinde bile huzur gelmiyorsa,
belki de çok uğraşıyorsundur.
Zen burada devreye girer:
“Bir şey yapma.”
Sadece fark et.
Zihnin konuşuyor, kalbin bir şeyler hissediyor, bedenin tepki veriyor.
Hepsi normal. Hepsi varoluşun kendisi.
Hiçbirini bastırmaya, değiştirmeye, yüceltmeye gerek yok.
Basitliğin Zen’i, her şeyin olduğu haliyle yeterli olduğunu bilmektir.
Bir sabah gözünü açtığında,
“Bugün sadece nefes alacağım.” dersen, işte orada başlar dönüşüm.
Çünkü artık kendini bir hedef olarak değil, bir alan olarak görmeye başlarsın.
ZenYolunda yürümek, bir yere ulaşmak değil;
yürümeyi fark etmek, adımların sesini duymak,
ve yolun zaten sen olduğunu hatırlamaktır.
Ben bazen insanlara şunu söylerim:
“Hayat bir meditasyon değil. Meditasyon, hayatın kendisidir.”
Çayını karıştırırken, yemeğini yaparken, birine bakarken,
her şeyin Zen’ini hissedebilirsin.
Çünkü Zen, özel bir şey değil — senin doğanda olan bir farkındalık hali.
Karmaşa, ciddiyetle beslendiğinde büyür.
Oysa hayat bir oyun alanıdır.
Bizler oyunu unuttuğumuzda, kuralları “gerçek” sanırız.
Bir çocuk çamurla oynarken nasıl mutludur,
çünkü kazanmaya çalışmaz, sadece oynar.
İşte ZenYolunda olmanın özü budur:
Hayatı yeniden oyun gibi görmeyi hatırlamak.
Ciddiyet değil, farkındalık;
kontrol değil, teslimiyet;
çaba değil, uyum.
Ne kadar az uğraşırsan, o kadar çok olur.
Ne kadar az bilmeye çalışırsan, o kadar derin anlarsın.
Kendine bir iyilik yap.
Bu yazıyı okurken, nefesini fark et.
Bir süre sonra zihnin “tamam, şimdi ne yapacağım?” diyecek.
Ona gülümse. Çünkü işte tam o anda Zen başlar.
ZenYolunda yürümek için özel bir zaman gerekmez.
Ne bir kurs, ne de karmaşık ritüeller.
Yalnızca şu anın farkında olman yeter.
Sadelik, en derin şifadır.
Eğer iç dünyanda bir yer “evet, bunu hissediyorum” diyorsa,
bu senin enerjinin Zen’le temasa geçtiği andır.
Bu teması sürdürmek, farkındalığını büyütmek ve kendi enerjinin ustası olmak istiyorsan,
ZenYolunda senin için hazır bir alan var.
Sadece ilk adımı at.
Hiçbir şey değişmeyecekmiş gibi görünürken,
her şey zaten değişmeye başlamıştır.
